
Yapay zeka artık geleceğin konusu değil. Bugünün ekonomi, rekabet ve kalkınma meselesi. Dünyada oyunun kuralları yeniden yazılırken, ülkelerin önünde net bir soru duruyor: Bu dönüşümün izleyicisi mi olacağız, oyuncusu mu?
2030 yılına kadar yapay zekanın küresel ekonomiye 15,7 trilyon dolarlık katkı sağlayacağı tahmin ediliyor. Bu, dünya ekonomisine neredeyse yeni bir Çin eklenmesi kadar büyük bir etki anlamına geliyor. Türkiye açısından kritik mesele, bu dönüşümün neresinde duracağımız. Ne kadar pay alacağımız kadar, nasıl bir kapasite inşa edeceğimiz de belirleyici olacak.
Bu sorular artık teorik değil. Tam tersine, gecikmenin maliyetinin giderek arttığı somut bir politika gündemi haline gelmiş durumda.
Tam da bu soruların somut karşılıklarının arandığı bir dönemde, kamu ve özel sektör temsilcilerini bir araya getiren önemli bir buluşma gerçekleştirildi. Bu tür toplantılar, yalnızca mevcut durumu değerlendirmekle kalmayıp aynı zamanda geleceğe dair stratejik yönelimleri de şekillendirme potansiyeli taşıyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda, farklı kamu kurumlarının katkısıyla yeni eylem planına yönelik değerlendirme ve önerilerin toplandığı toplantı serilerinden biri gerçekleştirildi. 31 Mart 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen Ulusal Yapay Zeka Eylem Planı Çalıştayı, yapay zeka ve iş dünyası derneklerinin ağırlıklı olarak yer aldığı dikkat çekici bir buluşma.
Bu noktaya gelene kadar Türkiye’nin yapay zeka alanındaki politika çerçevesi de önemli bir evrim geçirdi. 2021’de yayımlanan Ulusal Yapay Zeka Stratejisi, güçlü bir başlangıç olarak öne çıktı; ancak özellikle koordinasyon boyutunda zamanla zayıf kaldığı görüldü.
Bu eksikleri gidermek amacıyla 2024’te daha operasyonel bir yaklaşımla eylem planı devreye alındı. Somut hedefler ve sorumluluk dağılımı içermesi olumlu karşılanırken, teknolojinin baş döndürücü hızı bu planların da daha dinamik ve sürekli güncellenebilir bir yapıya kavuşmasını zorunlu kıldı.
Bugün ise bu birikimin üzerine inşa edilen 2026–2030 Yapay Zeka Fırsatları Eylem Planı taslağı üzerinde çalışmalar sürüyor. Sürecin en dikkat çekici yönlerinden biri, üç farklı politika belgesinin de ekosistem paydaşları ve sektör uzmanlarının katkılarıyla şekilleniyor olması. 31 Mart’ta gerçekleştirilen çalıştay da bu katılımcı sürecin bir parçası olarak, toplam dokuz çalıştaydan biri olarak hayata geçirildi.
Bu katılımcı yaklaşım yalnızca fiziksel toplantılarla sınırlı kalmadı. Süreç kapsamında, yapay zeka vizyonuna yönelik görüş ve öneriler 10 Nisan’a kadar kamuoyundan da toplandı. Geri bildirimler, bu amaçla oluşturulan yapayzekavizyonu.sanayi.gov.tr adresi üzerinden iletilebildi ve böylece yapay zeka alanında söz söylemek isteyen geniş bir kesimin sürece katkı sunmasının önü açıldı.
Taslak çerçevede ise üç temel odak öne çıkıyor: altyapı ve yetkinlikleri güçlendirmek, yapay zekanın kullanımını yaygınlaştırmak ve güven ile küresel açılımı desteklemek. Bu başlıklar altında somut eylemler tanımlanırken, çalıştay katılımcıları genel olarak taslağın doğru sorulara odaklandığı görüşünde birleşti.
Bu genel çerçevenin yanında, çalıştayda öne çıkan bazı kritik sorun alanları da dikkat çekiciydi:
1. ETİK UYUMLULUK: FARKINDALIK YETERLİ DEĞİL
Etik alanda farkındalık yüksek olsa da uygulamanın oldukça sınırlı olduğu görülüyor. Kurumların büyük çoğunluğu etik süreçleri henüz hayata geçirmediğini belirtirken, veri yönetişimi gibi temel başlıklarda dahi somut uygulamalar düşük seviyede kalıyor. Benzer şekilde, şirketler etik gereklilikleri takip ettiklerini ifade etse de bu çoğunlukla bilgi düzeyinde kalıyor ve kurum içi süreçlere yeterince yansımıyor.
Bu durum yalnızca etik değil, aynı zamanda stratejik bir risk oluşturuyor. Özellikle Avrupa Birliği pazarına açılmak isteyen yapay zeka ürünleri için belirli güvenlik ve değerlendirme standartlarını karşılamak giderek zorunlu hale geliyor. Bu standartlara uyum sağlayamayan yapılar için ihracat hedefleri de zora girebilir. Oysa doğru şekilde kurgulanmış ve güvenilirliği kanıtlanmış yapay zeka çözümleri, bir engel değil önemli bir rekabet avantajı sunuyor.
Eylem planında bu boşluğu doldurmaya yönelik adımlar yer alsa da, asıl belirleyici olan bu mekanizmaların ne kadar hızlı ve kararlı şekilde hayata geçirileceği olacak.
2. İSTİHDAMIN GELECEĞİ: DÖNÜŞÜM KENDİLİĞİNDEN DENGELİ OLMAYACAK
Türkiye’de yapılan araştırmalar, katılımcıların büyük çoğunluğunun yapay zekanın işleri tamamen ortadan kaldırmayıp dönüştüreceğini düşündüğünü gösteriyor. TÜSİAD araştırmasına göre bu oran %61 seviyesinde. Bu tablo genel olarak iyimser bir beklentiye işaret etse de, bu dönüşümün kendiliğinden dengeli gerçekleşeceğini varsaymak yanıltıcı olabilir.
Nitekim Daron Acemoğlu’nun çalışmalarında vurguladığı gibi, teknolojik dönüşümlerin ekonomik getirileri politika yönlendirmesi olmadan eşit dağılmıyor. “Vasat otomasyon” (so-so automation) yaklaşımı, iş gücünü ikame eden ancak verimlilik artışı yaratmayan uygulamaların yeni istihdam alanları üretmekte yetersiz kaldığını ortaya koyuyor. Bu da yapay zekanın istihdam üzerindeki etkisinin yalnızca niceliksel değil, aynı zamanda niteliksel bir politika meselesi olduğunu gösteriyor.
3. GİRİŞİMCİLİK EKOSİSTEMİ: FİKİRDEN ÜRÜNE GEÇİŞTE YAPISAL SORUNLAR
Türkiye’nin en güçlü avantajlarından biri genç nüfus ve yükselen teknik kapasite. TEKNOFEST ekosistemi, teknoparklar ve üniversite-sanayi iş birlikleri bu potansiyeli destekliyor. Ancak çalıştay bulguları, girişimlerin büyüme yolculuğunda üç temel darboğaza işaret ediyor: altyapı erişimi, finansman boşluğu ve pazar ölçeklenmesi.
Özellikle kamu alımlarında yapay zeka projelerine ayrılacak en az %1’lik pay önerisi, doğru kurgulandığında güçlü bir kaldıraç etkisi yaratabilir. Ancak asıl belirleyici olan, kamu referans mekanizmalarının ve teknogirişim değerlendirme sistemlerinin nasıl çalışacağıdır. Bu araçların yalnızca büyük oyunculara değil, erken aşama girişimlere de gerçek bir büyüme alanı açacak şekilde tasarlanması, ekosistemin sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşımaktadır.
Tüm bu tablo birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusu, gelişen teknik kapasitesi ve büyüyen girişim ekosistemi önemli bir avantaj seti sunuyor. Buna rağmen yapay zeka alanında zamanın hem hızlı ilerlediği hem de gecikmeleri telafi etmenin giderek zorlaştığı bir dönemdeyiz. Atılacak her adımın etkisi yalnızca bugünü değil, önümüzdeki on yılı da doğrudan şekillendirecek nitelikte.
Bu nedenle yapay zeka dönüşümünde belirleyici olan unsur artık potansiyel değil, bu potansiyelin ne ölçüde stratejik, hızlı ve kapsayıcı şekilde hayata geçirilebildiği. Doğru zamanda atılan adımlar, Türkiye’nin yalnızca bu dönüşüme uyum sağlayan değil, aynı zamanda yön veren aktörlerden biri olmasını mümkün kılabilir.
